}

15 Ağustos 2012 Çarşamba

BAL TEBLİĞİ

Resmi Gazete Tarihi: 27.07.2012 Resmi Gazete Sayısı: 28366

TÜRK GIDA KODEKSİ BAL TEBLİĞİ

(TEBLİĞ NO: 2012/58)


Amaç


MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, balın tekniğine uygun ve hijyenik şekilde üretilmesi, hazırlanması, işlenmesi, depolanması, nakledilmesi ve piyasaya arz edilmesi aşamalarında taşıması gereken özelliklerini belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1)
Bu Tebliğ bal arısı, Apis mellifera, tarafından üretilen balı kapsar.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

''KARS' LI GİRİŞİMCİ BALCI KADINLAR'' PROJEMİZİN SONUNA YAKLAŞTIK




'' Kars' lı Girişimci Balcı Kadınlar'' Projesi' nde Mayıs ayında kursiyerlere vereceğimiz arılar geldi. Kursiyerlerin büyük bir çoğunluğu verilen arıları köylerinde birlikte belirlediğimiz uygun yerlere götürdüler.  Bir kısmı yer bulamadıkları için Yer bulana kadar uygulama eğitimlerine devam edebilmek için Kafkas Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi çiftliğine bıraktılar. Arıların kursiyerlere teslim edildiği günden itibaren uygulamalı eğitimlere başladık.  Daha önce Kafkas Üniversitesi' ne teorik eğitime gelen ve arılarını alan kursiyerlere bu kez biz uygulama eğitimlerini vermek üzere, her bir kursiyere Mayıs ayından bu yana haftada 2 gün ziyaret ediyor, teorik eğitimde anlattıklarımızı uygulamalı olarak gösteriyoruz.
Kars' ta havalar uzunca bir süre soğuk geçti.  Gündüzleri sıcak olasına rağmen akşamları hava soğuk oluyordu.  
Arılar çalışamıyor, ana arı doğru düzgün yumurtlamıyordu. Bu yıl Kars' a yaz gelmeyecek, arılardan bal falan alamayacağız diye düşünürken, havaları ısındı. Arılar birden öyle alışmaya başladı ki, haftada 2 kez gitmemize rağmen çerçeve yetiştiremiyoruz. 5- 6 çerçeve olan arılar 10 çerçeceye çıktı.Arılara kat vermeye başladık. Üzerine katı alttan yavrulu çerçeve alıp aşağıya yeni çerçeve verdik. koyduğumuz katın içerisine de çerçeve bıraktık buna rağmen kata bıraktığımız boş çerçeveleri ördüğü yetmemiş, aşağıdan yukarı doğru kendileri bir çerçeve boyutlarına yakın petek örmüşlerdi.


Havaların ısınmasıyla Kars' ın etrafı pembe, mor, sarı, beyaz...rengarenk çiçeklerle doldu. Arılar birden kendilerini çiçek cennetinin içinde buldular. Korunga, fiğ, yonca, devedikeni, hardal, akasya... daha yazmadığım bir sürü çiçekle doldu arıların etrafı.


  Havaların kötü gitmesi bizi çok düşündürmüştü. Fakat havaların düzelmesi bütün arıcıları da olduğu gibi bizide mutlu etti. Arılarımıza katlrı koyduk. Onlarda dolmak üzere bayanlar şimdiden düşünmeye başladı: ''bir kat daha lazım olunca nereden bulacağız, nerede hangi ölçülerde yaptıracağız?'' diye düşünmeye başladılar. Tam her yer kurumaya başlamıştı ki pazartesi ve salı yağmur yağdı.( Yüzümüz güldü, mutlu olduk. Kızlarımız aç kalmasın değil mi?)
28 Temmuz 2011( proje sonu)  tarihine kadar uygulamalı eğitimlere hafta 2 kez olmak üzere devam edeceğiz. Tabi artık arıları çok fazla rahatsız etmiyoruz. Sadece kat koymadığımız varsa kat veriyoruz. Katlı olanlara çerçeve istiyorsa ,çerçeve vermeleri gerektiğini söylüyoruz. Arada bir oğula gitmesini önlemek amacıyla ana arı yüksükleri varsa, onları nasıl keseceklerini gösteriyoruz.  Tabi, biz ne kadar önlem almış olsakta bazen oğul kaçıyor. Böylece teorikte anlattığımız oğulu görmüş, yakalamayı da öğrenmiş oluyorlar. ( Eksiksiz bir uygulama eğitimi almış oluyolar.)


 

 


    Her bir kusiyerin arılığında işletme numaraları yazan tabela bulunuyor.
 




 Bizde hem uygulamalı eğitim veriyoruz, hem Kars' ın köylerini geziyoruz. Gittiğimiz köylerde arı dışında hayvanları da görüyoruz. Bizim orada, köyde oturmamıza rağmen tavuk, civciv falan görüyorum, ama hiç bu kadar yakından at görmemiştim. 

 
Kars köylerini dolaşırken bizim bayan kursiyerlerin dışında, arıların içinde büyümüş,çoçukluğundan beri babasıyla birlikte arıcılıkla uğraşan, yaşlı teyzelerle de tanışma fırsatı yakalıyoruz. Onun arıcılık hikayelerini dinliyoruz. 
Uygulamalı eğitimlerimiz devam ediyor. Ama biz kursiyerlerimiz boş bırakmıyoruz. Ara sıra onları bir araya getiriyoruz. Proje Koordinatörümüz Müjgan Suver, onların sadece arıcılığı sadece bu yıl değil, bu işin sürekliliğini getirebilmelerini sağlamak için, İstanbul' dan üniversitelerden, arıcılıkla ilgili teorik bilgilerini tazelemek, üretikleri arı ürünlerini nasıl pazarlayacaklarını, markalaşmanın önemi, ürünlerini nasıl cazip hala getirebileceklerini öğrenmeleri için uzmanlar getiriyor.  
 


       Markalaşma konusunda uzman Nüket Hanım
 
     Pazarlama konusunda uzman Ahmet Bey

Kadınların arıcılık veya başka bir iş yapacaklarında, kendilerine güvenmeleri, isterlerse her şeyi başarabileceklerine inanmaları gerektiğini ve bu kursa gelerek bile neleri başardıklarını görmelerini ve daha iyi motive olmalarını sağlamak için uzman psikolog Alalnur Özalp Hanım' getirmiştir.
 

Bu da teorik eğitime devamsızlık yapmadan gelen küçük kursiyerimiz Melek,.Doğduktan sonrada kursa, toplantılara ve uygulamalı eğitime eksiksiz devam diyor. Teşekkürler Melek bebek...





18 Şubat 2011 Cuma

MONO SODYUM GLUTAMAT VE ZARARLI ETKİLERİ

MSG NEDİR?…

MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.

MONO SODYUM GLUTAMAT
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
olarak algılanmasını sağlıyor.
Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticilerinin bir çoğu MSG’yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.

Bu madde Nörotoksin.

Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı)
Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite.
Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.
Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki
bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS’lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları, Et suyu tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki,
Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaet devleri
insaf, merhamet gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek,
çok daha büyümektir.
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda
sunulur. Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça
rastlarsınız. Sadece maddesel tadıyla değil, görsel yollar ile de
beyinlerimize kazınır adeta. Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu
ürünleri çok pahalıya tükettiğimizi görürüz. Mesela Cips.
Semt pazarlarında 3 kg. patatesi 1 ytl.ye alabilirsiniz. Oysa ki 50
gram CİPS 1 liradır. Yani 1 kg. Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında
bile değiliz. Olumsuz etkileri de cabası. Ya bu
mamulleri üretenler !….



Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacakolursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler, çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan
çocuklar, obez çocuklar, asabi çocuklar, 9-10 yaşında buluğ çağına girenler,
çeşitli nedenlerle engelli doğanlar ve bu sayının ülke nüfusunun % 12′sine
çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar.
Hastalıkları üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler. Bu da
madalyonun diğer karlı yüzüdür.
Karbondioksitli meşrubatlardan, sakıncalı hazır gıdalara varana kadar
bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun ciddiyetini
anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından, yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.
Alıntı.google.

KENDİ KATİLİMİZ OLMAYALIM ?

4 Şubat 2011 Cuma

YAĞMACILIK DAVRANIŞI

Tarlacı işçi arıların doğada nektar akımının kesildiği veya azaldığı dönemlerde diğer kolonilere saldırıp balı çalmaya çalışmasına yağmacılık davranışı denir. Genelde, güçlü koloniler zayıf kolonilere saldırır.
Yağmacılığı Önleme Yöntemleri:
  • Sürekli güçlü kolonilerle çalışmalı,
  • Eğer zayıf koloni varsa, ilkbahar ve sonbaharda bu kolonilerin uçuş deliklerini daraltmak,
  • Kovanları mümkün olduğu kadar geniş aralıklarla yerleştirmek gerekir.
  • Kovan muayenesinde ve besleme yaparken üst örtüsünü yarım olarak açmak ve uzun süre açık tutmamak,
  • Kolonilerin beslenmesi bütün arılar kovana döndükten sonra, akşam saatlerinde yapılmalı, 
  • Koloniye bitirebileceği kadar şurup verilmeli, 
  • Besleme kesinlikle kovan içesinde yapılmalı,
  • Besleme ve kovan kontrollerinde yerlere bal, bal mumu ,propolis kırıntısı ve şurup dökmemeli,
Yağmacılık genelde nektarın az olduğu dönemlerde ve bal hasadı zamanında olur. Özellikle bal hasat döneminde bal sağımı yapılacak yerin kapalı, arılık dışında olasına dikkat edilmelidir. Kovandan balı alırken yanımızda boş bir kovan ve sirke ile ıslatılmış bir bez bulundurmalıyız. Kovandan çıkardığımız ballı çerçeveleri bu boş kovana yerleştirip, üzerini bez ile kapatmalı, balların aldıktan sonra hızlıca sağım yapacağımız odaya götürmeliyiz. Balını sağdığımız çerçeveleri temizlemeleri için koloniye verirken besleme de olduğu gibi akşam saatlerinde kovana vermeliyiz.
Yağmacılık Belirtileri:
  • Kovanın uçma tahtasında öldürülmüş arıların bulunur,
  • Kovan giriş deliğinden ve etrafında toplu halde kovana girmeye çalışan arılar ve bunlara karşı savaşan kovanın yerli arılarının görülür,
  • Kovandan balla yüklü arıların çıktığının görülmesi,
  • Yağmacı arılar vücut tüycüklerinin kırılması dolayısıyla kara renkleriyle kolayca seçilirler.